Karar incelemesi: E-tebligatta “okunma” tarihi

Genel5 Mart 2020

05.03.2020 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Anayasa Mahkemesi kararının e-tebligatta okunma tarihine yüklediği anlam ve uygulamadaki belirsizlik.

Anayasa Mahkemesinin 05.03.2020 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan kararı, barındırdığı belirsizlikler nedeniyle uygulamada tedirginlik yaratan e-tebligat kurumuna yeni bir tartışma konusu kazandırdı.

Ne olmuştu?

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 18.09.2019 tarihli ve 2019/3962 E., 2019/16152 K. sayılı kararında, kanunun “Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.” hükmünü dikkate almayarak süreyi tebligatın ulaştırıldığı ve okunduğu günden itibaren hesaplamış; karar hukuk çevrelerinde büyük tepkiyle karşılanmıştı. Ardından aynı daire 03.12.2019 tarihli ve 2019/7836 E., 2019/21446 K. sayılı kararıyla bu yaklaşımından dönmüş, tebligatın okunup okunmadığına bakılmaksızın beş günlük ek sürenin sonunda tebliğin yapılmış sayılacağına hükmetmişti.

E-tebligatın okunmuş olmasının önem taşımaması ve tebliğin beş günlük ek sürenin sonunda yapılmış sayılması uygulamada rahatlama yaratmıştı. Ancak Anayasa Mahkemesi, bu kuralın tebliğden itibaren başlayan süreler için geçerli olduğuna; öğrenmeden itibaren başlayan süreler bakımından ise tebligatın okunma tarihinin esas alınması gerektiğine karar verdi.

Nedir bu “okuma”?

E-tebligat mazbatasında tebligatın okunduğu tarih gösterilir. Bu tarih, tebligata tıklandığında oluşan kayıtla belirlenir. Tebligata tıklandığında açılan ekranda gönderinin üstveri ayrıntıları (dosya adı, tarih, belge numarası vb.) ve ekler listesi yer alır; tebliğ edilen kararın içeriğini görmek için ayrıca ekteki belgeye tıklayıp onu indirmek gerekir.

E-tebligat sistemi ise bu son adıma bir sonuç bağlamaz; ilk ekrana gelindiği anda tebligat okunmuş sayılır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesinin dayandığı “tebligatın okunmuş olması” olgusuna ilişkin kayıt, içeriğin gerçekten öğrenildiğini göstermekte yetersiz kalmaktadır. Somut bir delilin bulunmaması, kararın uygulamaya farklı biçimlerde yansımasına yol açabilir.

Sonuç

Usul hukuku gibi doğası gereği katı kurallara bağlı bir alanda hayati önem taşıyan ve avukatlarca kullanılması zorunlu olan e-tebligatın hâlâ bu tür tartışmalara yol açması, yeni mağduriyetlerin doğmaya devam edeceğini göstermektedir.

Bu denli tartışmalı bir kuruma dayanılarak bireysel başvurunun reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkının ihlali sonucunu doğurup doğurmayacağını ise başka bir yazıda ele almak üzere şimdilik bir kenara bırakıyoruz.

Bu yazı genel bilgilendirme amacı taşır ve yayım tarihindeki mevzuat ile içtihada göre hazırlanmıştır. Hukuki görüş niteliğinde değildir; somut durumunuz için ayrıca değerlendirme yapılması gerekir.

← Tüm yayınlar

Hukuki durumunuzu birlikte değerlendirmek için görüşme talep edin.